Kaçıngan Bağlanma: Sevgiyi En Çok İhtiyaç Duyduğu Anda Sabote Eden Zihin

Yakınlık Neden Bir Tehdide Dönüşür?

Kaçıngan-Güvensiz bağlanan, çocukluk örüntülerinde canı yakılıp travmatize olmuş kişiler, yetişkin hayatında otomatikleşmiş bilinçaltı savunma mekanizmalarıyla kendini korur. Bu koruma sisteminin asıl hedefi yakın bir ilişkiyi sürdürmek için kendini güvende hissetmek, yakınlaşmak, sıcak bir bağ kurabilmektir. Fakat geçmiş hikayeleri nedeniyle kalbini açtığı herkesin tekrar canını yakabileceği tehdidini korkuyla içlerinde saklı tuttuklarından, kendilerine değer veren, düşünceli ve nazik insanlarla ilişki kurmayı denediklerinde dahi duygusal yakınlık bir tehdit haline gelebilir. Yakınlık kurabilmek için araç olarak çok daha kontrolde hissedebildikleri fiziksel ve cinsel yakınlığı rahatlıkla ön planda tutabilir, duygusal yakınlaşmaya ve gerçek kendiliğini ortaya koymaya karşı ise çok daha temkinli davranabilirler.

Tehdit dedektörü ve alarm modu

Zihinlerindeki tehdit dedektörü olası bir stres ve zorlanma sinyalini öngörmeye çalışır, değersiz hissedecekleri en ufak belirti karşısında aşırı hassas davranırlar. Bu sebeple ilişki içi çatışmalardan, reddedilmekten, aciz görülmekten, özgürlüğünün kısıtlanmasından, kendi yerine bir başkasının tercih edilmesinden dehşet verici şekilde korkar ve kaçınırlar. İlişkide tetikte bekledikleri olumsuz hislerle eninde sonunda karşılaştıklarında ise güvenlik algıları hızla düşüşe geçer, alarm modu devreye girer, kendini potansiyel acılardan koruyabilmek için ilişkiyi sabote edecek yıkıcı tepkiler vermeye başlar ve uzaklaşabilirler. Kıymet, şefkat ve yakınlık gördükleri sağlıklı ve destekleyici bir ilişkide dahi en ufak olumsuz sinyali algıladıklarında partnerlerini pek çok kez teste tabi tutabilirler. Sarsıntı sonrası ilişkide güven algılarının tekrar sağlanması oldukça zordur.

Maskeleme ve gizli gündem

Bazı zamanlar dışarıdan sakin, stabil ve güçlü görünseler dahi aslında iç dünyalarındaki buhranı ve duygusal dalgalanmalarını gizlemeye çalışır, kendilerini aciz göstermemek adına belli bir süre maskeleyebilirler. Kendi içsel gerçeklerini açmaktan kaçındıklarından çoğunlukla iç dünyalarına ilişkin sakladıkları gizli gündemleri olabilir. Ancak zihinlerindeki kaosun sürmesi maskelerinin bir süre sonra ortadan kalkmasına yol açar.

İlişkiyi test etmek ve sabote etmek

Sağlıklı bir ilişkinin gerçek olduğuna inanmakta zorlanabilir, yabancı hissedebilir, partnerini eleştirir, talepkar davranır, kendi değersizlik duygusunu partnerine projekte eder, şüpheci olur, güvensiz bulur, reddedici davranır, saldırganlaşır, yok sayar, rekabete girer, başkaları tarafından yeni ilişkiler için ne kadar arzulandığını test eder, dikkat çekip beğeni almaya çabalar, açık arar, taktik yapar, kendini mağdur partnerini ise zalim rolüne sokabilir, kendisini duyuramayan partnerini verdiği tepkiler yüzünden suçlar, çabalarını küçümseyebilirler. Tüm bu manipülatif yöntemlerle yer yer zalimleşerek ilişkiyi sabote ettiklerinde dahi, aslında partnerlerinden ilişkiyi kurtaracak her türlü hamleyi görmeyi beklemektedirler.

Bu aslında ne yaparlarsa yapsınlar terk edilmeyeceğinden emin olmak, güvende hissedebilmek için izledikleri toksik ve bilinçaltı bir yoldur. Eğer partnerinin ilişkiyi kurtarmak için çabaladığını, fedakarlıklar yaptığını görürlerse belli bir süre daha ilişkinin içinde kalmayı sürdürebilirler. Ancak değersiz ve güvensiz hissettikleri her an ilişkiyi yeniden test etmek için verdikleri sabote edici tekrarlayan tepkiler nedeniyle bir süre sonra ortada ilişkiyi sürdürecek bir zemin kalmayabilir.

Tıkanan ilişkide acı riskini azaltmanın yolunu hızlıca ilişkiden uzaklaşmak olarak bulabilirler. Çünkü ilişkinin sürmesi ve yakınlığın artması, kalbini karşısındakine daha da açmak, daha fazla bağlanmak ve olası bir ayrılıkta daha büyük acılar yaşamaları anlamına gelecektir. Partneri ise maruz kaldığı yıkıcı tepkiler karşısında gerçek hislerini ifade etmede güçlük çekebilir ya da gemileri yakıp çabalamaktan vazgeçebilir. Partneri ne olursa olsun ilişkide kalmaya çalışacak olduğunda ise onu gözlerinde itibarsızlaştırabilir ve ilişkiyi sonlandırabilirler.

Bir bağışıklık sistemi analojisi

Tıpkı vücudumuzun iyi olanı içeride tutup zararlıyı dışarıya atmaktan sorumlu bağışıklık sisteminde bozukluk olduğunda ortaya çıkan otoimmun hastalıklardaki gibi; sağlıklı dokuların bir anda “yabancı” algılanması ve immun sisteminin kendisi tarafından aşırı korumacı yaklaşımla saldırıya uğrayıp bize ait olan parçaların yok edilişi, güvensiz bağlanan kişilerde gördüğümüz bilinçaltı kendini koruma mekanizmasıyla aynı yöntemi izler. Bazen kişilerin bağ kurabileceği kendini tamamlayan sağlıklı ilişkileri sabote edip parçalayışlarına şahit olabiliriz. Oysa aşırı aktifleşen bozulmuş bağışıklık sistemi görevini tamamladığında, elde kalan tek şey büyük hasarlardır. Ancak güvensiz bağlanan kişi bildiği döngüyü tekrarlayıp ilişkiden uzaklaştığı için, alıştığı güvenli alanını paradoksal şekilde koruduğunu sanır.

Tanıdık gelen yanlış ilişkiler

Diğer yandan güvensiz bağlanan kişilerin karşısına partner ya da arkadaş olarak göz boyayan, değer vermeyen, kullanan, bağ kurmayan, bir şeyler vererek manipüle eden kişiler çıktığında ise, geçmiş travmatik hikayeleriyle örtüştüğü için oldukça tanıdık gelir. Güvensiz bağlanan kişiler bu partner ya da arkadaşların ilgisini çekmek, onay almak, yakın olmak ve bağlanmak isteyebilir, onların ihtişamlı vitrinlerinden etkilenebilirler. Belki manipülatif partnerlerden kabul görmek için bir süre çabalasalar bile, kendi çıkarı ön planda olan sömürmeye odaklı bir insandan şefkat, kabul ve güven beklemek, sonunda her zaman hüsranla sonuçlanır.

Döngü, öğrenene kadar başa sarar

Neticede geçmiş travmatik yaşantıların tekrar deneyimlendiği ilişkilerden, yeniden travmatize olup yaralı şekilde ayrılabilirler. Ne kadar her seferinde iyileşebilmeye ve güvende olmaya yoğun bir ihtiyaç duysalar da, şimdiye kadar ödedikleri bedeller ve yaşamdaki kayıpları acı verdiğinden görmek istemezler. Biten ilişkilerine geriye dönüp bakmamak için çaba sarfeder, bunu sağlamak için arkaya bakmamayı “erdemli bir güç” olarak tanımlayabilir, hızlıca yeni ilişkilere tutunmaya çalışabilirler. Fakat tam bu noktada tuzağa düşerler. Kaçtıkları acıdan ders alamamış olduklarını, yıkıcı stratejilerinin gerçek ihtiyaçlarına hiçbir zaman hizmet etmeyeceğini, aslında neyi onarmaları gerektiğini keşfedemezler. Oysa “ilişkide neden aynı şeyler başıma geliyor?” deseler bile, yaşamın dersi onlar öğrenene kadar başa sararak devam eder.

Klinik Psk. Dr. Ali Engin Uygur