Freud’un Din Algısı

DİNİ İNDİRGEMECİ BİR YAKLAŞIM OLARAK PSİKANALİZ

 

 

Zeitgeist’ın etkisiyle Freud’un etkilendiği mekanist görüş ile insanı bir makine gibi ele alıp insan zihnini ve davranışlarını basit, biyolojik kökenler üzerine indirgeme eğilimi, teorisinin diğer alanlarında da kendini göstermektedir.  Freud, her şeyi determinizmle açıklayabileceğini düşünerek özgür iradeyi yok saydığı için, insan ruhunun en temel ihtiyaçlarını, Kutsal kitaplara göre yaratılışımızın özünden gelen İlahi bir güce tapınma arzusunu dahi, kendi yaklaşımıyla izah etmeye çalışarak, altında yatan içgüdülere dayandırmıştır.

Çocukluğunda, dinin geri planda olduğu bir ortamda büyüyen ve hayatı boyunca ateist bir yaşam tarzını benimseyen Freud, doğaüstü ilahi güçlerin varlığına yönelik bir delilin ortaya konulamayacağını savunurken, dinin ve Tanrı’nın ontolojik yönünden ziyade psikolojik yönü üzerinde durmuştur.[1]

Freud ilk defa ‘Obsesif Davranışlar ve Dini Ritüeller’ Obsessive Actions and Religious Practices isimli makalesinde din hakkındaki görüşününden bahsederek, din ile obsesif davranışlar arasında çeşitli açılardan kurduğu bağlantılarla, bunların benzer yönlerini ortaya koyar  ve bu benzerliklerin aslında dinin evrensel bir obsesyon olduğuna işaret ettiğini savunur. Ona göre, dine ve dini ritüellere bakıldığında, rastlandığını iddia ettiği obsesif davranış semptomlarını şöyle sıralamaktadır:  Kendini dış dünyadan soyutlama, zihni meşgul etme, kişide sıkıntı ve vicdan azabı oluşturma, suçluluk duygusunun etkisiyle yerine getirme mecburiyeti hissetme, uygulanmadığında pişmanlık duyma, uygularken zıt yöndeki arzuları ve içgüdüsel dürtüleri bastırma, görünürde basit hareketler olmalarına rağmen altında önemli manaların yatıyor olması şeklindeki davranışlardan bahsetmekteydi.

Freud, dini tecrübeyi yorumlarken ortaya koyduğu iddialarının temeline ödipal kompleksi koymuştur. Dini ritüeller ve dini ibadetlerin asıl yerine getirilme sebebinin, insanın babasını yok etme arzusundan dolayı ortaya çıkan suçluluk psikolojisinin etkisi olduğunu savunmuştur. Freud’un yansıttığı haliyle dini tecrübe, varoluşun yarattığı kaygı ve korkuyu  bireyin isteklerinin tatmin edilmesi yoluyla azaltır. Freud, Tanrı’nın iyi davranışları mükafatlandırıp kötü davranışları cezalandırmasına yönelik inanca değinmiştir.  Bu durumda Tanrı, babanın muktedir ve koruyucu yönüne benzeşmektedir. Bununla birlikte, ödipal kompleks tanrısallığın yasaklayıcı yönüyle de ilişkilidir. Tanrı hem haksızlık ve kötülükleri cezalandıran bir koruyucu hem de bireyin dürtülerini baskılayan öfkeli bir otorite figürü gibidir.[2]

1913’de yayınladığı ‘Totem ve Tabu’ isimli ünlü eserinde, dinin kökenini anlama arayışına girmektedir. Görüşlerini ilkel kabilelerde yaşayan topluluklara dayandırmakta ve eski çağlarda yaşayan kabilelerin başındaki kabile reisi ‘babanın’ boyunduruğunda yaşayan oğullarının bir araya gelip, nefret ettikleri ‘babayı’ öldürdüğünü, ancak sonradan bu yaptıklarından ötürü pişman olup, ileride aynı sonun kendi başlarına gelmemesi için aynı ailenin kadınlarıyla evlenilmesini yasakladıklarını söyler. Daha sonra tapınmak için kutsal ve güçlü saydıkları bir hayvanı ‘totem’ kabul ederek ona tapmaya başladıklarını, oysa tapılan bu totemin aslında öldürdükleri ‘babayı’ teslim ettiğini, ‘totemin’ ise zamanla ‘korkulan baba’ olmaktan çıkarak, ‘Tanrı’nın prototipi’ haline geldiğini iddia eder. Dolayısıyla ‘Babanın’ öldürülmesiyle ortaya çıkan totemizmin, yaşantılarına ‘toteme’ tapınma, anma ve tören düzenleme gibi kutsal manada sorumluluk sayılan ritüeller yüklediğini, böylece insanlık  tarihinin de ilk dini olmuş olduğunu gösterir. Dolayısıyla, dinin kökeninin kabilelerdeki toteme dayanması, Freud için Ödipal Komplekse bir işarettir. Yani babayı öldürüp anneye sahip olma güdülerine karşılık gelmektedir.

1927’de çıkardığı ‘Bir Yanılsamanın Geleceği’ The Future of an Illusion isimli kitabında ise, insanın, toplumsal yaşama geçtikten sonra tabiat şartları ve doğal felaketler karşısındaki zayıflığının yansıması olarak güçlü bir baba imajının ötesinde bir Tanrı’ya ihtiyaç duyduğunu iddia etmiştir. Ona göre çocukluktaki aciziyet durumu ve ‘koruyucu baba’ ihtiyacı, yetişkinlikte Tanrı ihtiyacına dönen bir yanılsama olarak tezahür etmektedir.[3]

Freud’un bir yanılsamaya indirgediği Tanrı ihtiyacı ve din, ona göre insanların sıkıntılara tahammül etmelerini sağlayıp dirençlerini arttırmak dışında yararsızdır. Ayrıca Freud, dinin gerçeklerle yüzleşmeyi engellediği için olgunlaşmayı geciktirdiğini, dolayısıyla insanlığın gelişiminin önünde bir engel teşkil ettiğini de iddia eder. Ancak bunun sonsuza dek bu şekilde sürmeyeceğini söyler. Çünkü Freud’a göre ideal toplum, insanların gelişerek çocukluk evrelerinden kurtulmuş oldukları gibi, gelişip dinin etkisinden ve engelinden zaman içinde kurtulacak, bu gelişim ise bilimin ilerlemesiyle gerçekleşecektir.[4]

Freud’un 1939 yılında kaleme aldığı son eseri olan ‘Musa ve Tektanrıcılık’da Moses and Monotheism Musa’dan ve Yahudilikten bahseder. Burada Freud, Musa’nın öldürülmesiyle, kavmi tarafından öldürülen ‘primal baba’ olgusu arasında benzerlik kurar. Totemizm ile Yahudilik ve Hıristiyanlık arasında ortak noktaların bulunduğuna da dikkat çeken Freud, Yahudi kavminin Musa’yı öldürmeleri üzerine bundan pişmanlık duyduklarını, bu pişmanlığın Hıristiyan teolojisine de yansıdığını, neticede Pavlus’un Hıristiyan teolojisindeki ‘asli günah’ kavramını bu pişmanlığın etkisiyle ortaya atmasına yol açtığını savunur. Freud, babanın önce öldürülüp sonra kutsallaştırılması yüzünden, İsa’nın kendisini insanlık için feda edip bu günahı temizlemiş olduğunu iddia eder. [5]

Oysa Freud’un ‘ilk günah’ kavramı hakkındaki iddiasının, konunun kutsal metinlerde geçiş şekliyle kıyaslandığı taktirde, ne kadar kişisel bir izah olduğu görülecektir. ‘ilk günah’ kavramının Hıristiyan teolojisinde yer almasını sağlayan Tevrat ve Yeni Ahid’deki ifadeler şu şekilde geçmektedir:

 

3- Fakat bahçenin ortasında olan ağacın meyvesi hakkında Allah: “Ondan yemeyin ve ona dokunmayın ki ölmeyesiniz” dedi. 

4- Ve yılan, kadına “Katiyen ölmezsiniz” dedi.

5- “Çünkü Allah bilir ki, ondan yediğiniz gün, o vakit gözleriniz açılacak ve iyiyi ve kötüyü bilerek Allah gibi olacaksınız.”

Tevrat, Tekvin, 3

 

17- Ve Âdem’e dedi: “Karının sözünü dinlediğin ve ‘ondan yemeyeceksin’ diye sana emrettiğim ağaçtan yediğin için toprak, senin yüzünden lanetli oldu; ömrünün bütün günlerinde zahmetle ondan yiyeceksin.

18- Ve sana diken ve çalı bitirecek ve kır otunu yiyeceksin.

19- Toprağa dönünceye kadar alnının teri ile ekmek yiyeceksin, çünkü ondan alındın, çünkü topraksın ve toprağa döneceksin.”

Tevrat, Tekvin, 3

 

23- Böylece Rab Allah onu Aden bahçesinden, kendisinin içinden alındığı toprağı işlemek için çıkardı. 

Tevrat, Tekvin, 3

 

12- Bir tek insan yüzünden günah nasıl dünyaya girdiyse, günah yüzünden de ölüm dünyaya girdi. Böylece bütün insanları ölüm sardı, çünkü tümü günah işledi.

Yeni Ahid, Romalılar, 5

 

17- Bir tek kişinin suç işlemesinin ölüm egemenliğini getirdiği ve bunun o tek kişi aracılığıyla olduğu önümüzdedir. Ama kayra bolluğu ve doğruluk armağanını alanların bir tek kişi -İsa Mesih- aracılığıyla yaşamda egemenlik sürecekleri daha kesindir.

18- Demek ki, bir tek insanın suçluluğu yüzünden suçlu çıkarılma nasıl bütün insanları kapsadıysa, bir tek insanın doğru çıkarma eylemiyle de yaşam doğruluğu bütün insanları kapsamıştır.

19- Çünkü bir tek insanın buyruğa uymazlığıyla nasıl birçokları günahlı kılınmışsa, bir tek insanın buyruğa uymasıyla da birçokları doğru kılınacaktır.

Yeni Ahid, Romalılar, 5 [6]

 

Görüldüğü gibi, Hıristiyan teolojisinin ‘ilk günah’ öğretisi, Tevrat’ın Tekvin bölümüne dayanmakla birlikte, asıl olarak Yeni Ahid’in Romalılar bölümüyle şekillenmiştir. Buna göre Freud’un Musa kavminin babayı öldürerek pişmanlık duymasıyla ilgili görüşünün aksine, aslen Adem’in işlediği günah bütün insanlara geçmiş ve her insan bu günah ile doğmuştur. Hz. İsa’nın çarmıha geirlerek insanların günaharına kefaret olması da  dolayısıyla Adem’in işlediği günah yüzündendir. İslam inancında ise, Kur’an ayetleri ‘ilk günah’ kavramına karşı çıkarak, Adem’in tövbesinin kabul edildiğini, dolayısıyla ebeveynlerden aktarılarak çocukların günahkar doğması diye bir şeyin söz konusu olmadığını ifade eder.

 

121- Böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp kaldı. 

122- Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve doğru yola iletti.

 Kur’an-ı Kerim, Taha Suresi, 20

 

Freud’un psikanaliz kuramını ortaya koyulurken sergilediği menfi tutumunu,  kendi yaklaşımıyla dinin kökenini yorumlamasında da görebilmekteyiz. Psikanaliz’le dinin kökenine inilebildiğini savunarak, kendi metoduyla buna bir açıklama getirebilmek adına, Musa’nın kavmi tarafından öldürülmesini, ‘Totem ve Tabu’ adlı eserinde ortaya koyduğu, ilkel kavimlerin babayı öldürdükten sonra pişman olma ve babanın yerine bir totem koyup onu kutsallaştırma geleneğine bezetmiş ve buna dayanarak ‘ilk günah’ kavramını ortaya atmıştır. Tektanrılı dinlerin teolojisine zıt düşen bu iddiayla yola çıkan Freud, iddiasını kendi teorisindeki Ödipal komplekse indirgeyerek kendi görüşüne göre dinin kökenine açıklık getirmiştir.

[1]Ayten, Ali, Psikoloji ve Din Psikologların Din ve Tanrı Görüşleri, İz Yayıncılık, İstanbul (2012), s. 52

[2] Dicenso, J. Religion as Illusion: Reversing the Freudian Hermeneutic, The Journal of Religion, 1991, s. 170.

[3]Köse, Ali, Freud ve Din, İz Yayıncılık, İstanbul (2012), 120, 121.

[4] Freud, Sigmund. ……Bir Yanılsamanın Geleceği. s.207-224

[5] Freud, Sigmund. Moses and Monotheism, Vintage Books, New York, 1995, s.102-117

[6]Kutsal Kitap, …..

 

  • Makale Ali Engin Uygur’un “Din Psikolojisi Açısından “Alfred Adler Psikolojisi’nin Değerlendirilmesi” başlıklı yüksek lisans tezinden alıntılanmıştır. Tüm Telif Hakları Saklıdır.